PENCERE

Пятница, марта 27, 2009

Genc bir cift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine
tasinmislar. Sabah kahvalti yaparlarken, komsu da camasirlari asiyormus.
Kadin kocasina ‘ Bak, camasirlari yeterince temiz degil, camasir yikamayi
bilmiyor, belki de dogru sabunu kullanmiyor.’ demis. Kocasi ona bakmis,
hicbir sey soylememis, kahvaltisina devam etmis.

Kadin, komsusunun camasir astigini gordugu her sabah
ayni yorumu yapmaya devam etmis.

Bir ay kadar sonra, bir sabah, komsusunun
camasirlarinin tertemiz oldugunu goren kadin cok sasirmis ‘Bak’ demis
kocasina ‘ Camasir yikamayi ogrendi sonunda, merak ediyorum, kim ogretti
acaba ?’

‘Ben bu sabah biraz erken kalkip penceremizi sildim’
diye cevap vermis kocasi.

Hayatta da boyle degil midir ?

Baskalarini izlerken gorduklerimiz, baktigimiz
pencerenin ne kadar temiz olduguna baglidir. Birini elestirmeden ve hemen
yargilamadan once zihin durumumuza bakmak ve ‘iyi’ olani gormeye hazir olup
olmadigimizi farketmek guzel bir fikir olabilir …

Pencerelerimizi temiz tutabilmek dileğiyle…

Otobüs firmaları ‘çocuk indirimi’ni dikkate almıyor

Вторник, июля 15, 2008

Şehirlerarası yolcu taşıyan otobüslerin çocuklara indirimli bilet vermesi zorunlu. Ancak bu durumdan haberdar olmayan aileler, ya tam bilet alıyor ya da çocuğunu kucağında taşıyarak seyahat ediyor.
Birçok firma, mecburi olmasına rağmen bilet satarken ‘yolcular arasında çocuk var mı?’ sorusunu sormuyor. İki yıl önce yürürlüğe giren kanuna göre, 0-12 yaşındakilere yüzde 50 indirim yapılması şart. Aynı durum engelliler için de geçerli. Yaş sınırı aranmaksızın bütün engellilerin bilet alırken ücretin yarısını ödemesi gerekiyor. Otobüs şirketleri bu konuda da sorun çıkarıyor. Kimisi engelli kartını yeterli bulmazken, bazıları ‘Öyle bir uygulamamız yok, bize bildirilmedi’ diyerek müracaatları geri çeviriyor. Özellikle asker sevk tarihleri, bayram tatilleri ve üniversitelerin açılış-kapanışlarında indirim almak neredeyse imkansız. Terminal müdürlükleri, haksız bir durumla karşılaşan yolcuların kendilerine şikayette bulunmasını istiyor.

Otobüslerde çocuklara yönelik indirim uygulaması iki yıldan beri uygulanıyor. 19 Kasım 2006′da yayımlanan Resmi Gazete’deki yönetmeliğe göre, şehirlerarası yolcu taşıyan firmaların 12 yaşından küçüklere indirim yapması gerekiyor. Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 48. maddesine göre 0-12 yaş çocukları için bilet talep edenlere yüzde 50 indirimli kesilmesi şartı var. Otobüs firmaları ise indirimli koltuk vermemek için uçak ve otellerde olduğu gibi fiyat tarifesini görülebilecek yerlere asmıyor. Bu konuda hemen hemen hiçbir bilgilendirme yapmayan firmalar, ancak vatandaşlar talep ettiğinde indirim uyguluyor. Antalya Otogarı’ndaki bir firmadan bilet aldığını söyleyen Hüseyin Arslan, “Ben kızım ve torunum bilet alıyorduk. Kimse bana 0-12 yaş arası çocukların indirimli bilet alabildiğini söylemedi. Tesadüfen ‘İndirim yapıyor musunuz?’ diye sordum. Bunun üzerine torunumun biletini yüzde 50 indirimli aldık.” diye konuştu. Süleyman Kaçar isimli vatandaş ise kısa bir dönem öncesine kadar 8 yaşındaki oğlu için tam bilet aldığını, kimsenin kendisine indirim hakkında bilgi vermediğini söyledi.

Anadolu Turizm’in Halkla İlişkiler Sorumlusu Muazzez Çetinkaya, indirimle ilgili tüm satış noktalarındaki personeli bilgilendirdiklerini ve mümkün olduğunca müşterilere çocukları için ayrı bilet isteyip istemediklerini sorduklarını bildirdi. Metro Turizm’in Antalya sorumlusu Figen Karaman ise vatandaşların indirim hakkından yararlanmak istemesi halinde bilet fiyatını yüzde 50 oranında düşürdüklerini açıkladı. Antalya Büyükşehir Belediyesi Şehirlerarası Terminal Müdürü Ali Öztürk de kendilerine çocuklara kesilen biletlere indirim yapılmaması ile ilgili gelecek şikâyetler hakkında gerekli işlemleri yapacaklarını belirtti.

Mehmet Ali Bülbül

Ya bardak olacaksin ya da gol…

Среда, марта 12, 2008

Ustalarin ciraklarina sadece edindikleri meslegi, zanaati degil hayati da ogrettikleri, en genis ve gercek anlamiyla ogretmen olduklari donemde Hintli bir ahsap ustasi yasiyordu. Bu ustanin ciragi buyudu, ahsap islemeyi ve hayati ogrendi, kendi isini kurup baslatti. Bir sure sonra dostlarindan biri oglunu getirdi, ustadan onu yanina cirak almasini istedi. Fakat bu cirak surekli yakinip duran, her seye bozulan bir cocuk cikti. Tahta getirmeye gidiyor, dondugunde ellerine kiymik battigindan uzun uzun yakiniyordu. Bir is teslim etmeye gidiyor, dondugunde yoldan, sicaktan, musterinin tavrindan yakiniyordu. Usta cocuga bir seyler anlatmaya calisiyordu ama sozlerinin hicbir etkisi olmuyordu.
Bir gun usta ciragini koye tuz almaya gonderdi. Cirak ustasinin soyledigi gibi, tuzu alip dondu. Usta bir bardak su getirmesini soyledi. Cirak bir bardak suyu da getirdi. Usta, Simdi o tuzu suyun icine at’ dedi. Cirak ustasinin soyledigini yapti. Sonra usta ‘Simdi o suyu ic’ dedi. Cirak suyu icti ve tabii ki icer icmez de tukurdu. Ofkeyle ustasina bakarken, usta ‘Nasildi tadi’ diye sordu. Cirak nefretle, ‘Cok aci’ dedi.
Usta cocuga ‘Tuzu yanina al gel, gidiyoruz’ dedi. Cirak ustasinin pesine takildi. Bir sure sonra civardaki golun kiyisina geldiler.
Usta ciraga ‘Butun tuzu gole dok’ dedi. Cirak soyleneni yapti.
Usta ‘Simdi golun suyundan ic’ dedi. Cirak icti.
‘Suyun tadi nasildi’ diye sordu usta. Cirak, ‘Cok guzeldi’ dedi.
‘Peki tuzun acisini hissettin mi’ diye sordu bu kez de.
Cirak ‘hayir’ dedi.
Usta ciragi karsisina oturtup anlatti:
‘Hayattaki butun olumsuzluklar iste bu bir avuc tuz gibidir. Eger sen kucuk bir bardak su isen, nasil tuzun butun acisini tattiysan, hayatin butun olumsuzluklarindan da oyle etkilenirsin. Eger sen kisiliginle ve gonlunle bu onumuzdeki gol gibi isen, hayatta karsilasabilecegin butun olumsuzluklar seni, o bir avuc tuz golun suyunu nasil etkilediyse oyle etkiler, bir bardak suda tattigin aciyi vermez sana.

Secim senindir :

Ya bardak olacaksin ya da gol…

125 bin YTL’yi kaybedince dediği o söz var ya!

Вторник, января 22, 2008

FOX’daki Ahmet Çakar’ın sunduğu “Şansa Bak!” programını izleyeniniz vardır sanırım… Bilgi yarışması, sonunda da para ödülü var… Sorular öyle “ağır” değil… Herkesin “ben de katılsam bilirim” diye iştahlanacağı türden… Geçen gün bu programa takıldım… İşin sonunda öyle güzel bir Türkiye portresi çıktı ki ortaya, sizlerle paşlaşayım dedim…

Üç yarışmacı vardı…
Biri öğretmen emeklisi, tatlı bir bayan…
Diğeri üniversite mezunu, üst düzey bir bankacı hanım…
Diğeri de tam yurdum insanı…
Adı; Hüseyin Fidan, 42 yaşında…
İlkokul mezunu…
Hayatı darmadağın olmuş…
Bir Özbekle evlenmiş, 10 aylık bebeği olmuş…
Doğduğundan beri yüzünü görememiş…
Ne işe girmişse batırmış…
Oturduğun evin üç aydır kirasını ödeyememiş…
12 bin YTL borcu var…

Yarışmaya son şansı gibi bakıyor…
Sokaktan geçen eskiciden resimli ansiklopedi almış…
Ona çalışıp, yarışmaya gelmiş.
Bir yanında emekli öğretmen, diğer yanında üniversite mezunu üst düzey bir banka yöneticisi hanım…
Onların eğitim düzeyine baktıkça boncuk boncuk terliyor…
-”Ama çok çalıştım, üç gün uyumadan ansiklopedileri okudum” diye kendine teselli veriyor…

Neyse yarışma başladı…
İlk 2 soruyu bildi, üçüncü de takıldı…
Sıra bankacı hanıma geçti… Soru şu;
-”İngiltere ile Arjantin’i savaşın eşiğine getiren adalar hangisiydi?” Bankacımız iki seçenekte kararsız kaldı, Hüseyin yardım etti, doğru şıkkı söyledi: Falkland…

Bankacının ikinci sorusu;
-Hicri takvimin başlangıç yılı aşağıdakilerden hangisi?
a)600 b)622 c)642 d)720
Bankacının cevabı mı?
c)642
Ağzım açık bakakaldım o hanımefendiye…
-”Hey Allahım” dedim başka bir şey diyemedim…

Sıra öğretmenimize geldi
İlk sorusu şuydu;
-İstiklal Marşı kaç dizedir?
-a) 40 b)10 c)41 d)50
Öğretmenin ilk cevabı;
b)10 oldu…
Ahmet Çakar;
-”Hocam kıtayı sormuyoruz, dize olarak soruyoruz” diye uyardı… Öğretmenimiz; “Ah evet!” deyip başladı parmak hesabı yapmaya…
-”9 kere 4 eşittir 36… Bir kıtası sanırım 5 dizeydi… O zaman 41 olması lazım… Ama bilemezsem çok üzüleceğim
3 kez aynı hesabı yaptı… Çarptı, düşündü…
O düşünürken ben de kara kara düşündüm…
Neyse sonunda 41 sonucuna vardı…

İkinci sorusu geldi…
-Malabadi köprüsü hangi ilimizdedir?
a) Van b)Artvin c)Mardin d)Diyarbakır
Öğretmenimizin cevabı;
c) Mardin
Bir yorumda bulunmadan geçeceğim…

Sıra yeniden ilkokul mezunu Hüseyin’e geldi…
-Aşağıdakilerde hangisi Sanayi ve Ticaret bakanıdır?
a) Vecdi Gönül b)Zafer Çağlayan
c)Ahmet Zafer Demirci d) Hilmi Güler
Tereddütsüz doğru cevabı (b) verdi…
Diğer sorusu geldi.
-Türkiye’de cumhurbaşkanının görev süresi kaç yıldır?
Şıklar arasında; 5 ve 7 yıl var…
Hüseyin 7 yılın üzerine balıklama atladı ve çakıldı…
Ben başımı iki yana sallayıp;
-”Daha yeni referandum yapıldı be adam” diye homurdanıyorum…
Kendimce kızıyorum Hüseyin’e…
Meğer kızmamam lazımmış...
Bankacımıza sıra gelince anladım bunu…

Sorusu şuydu;
-Atatürk’ün naaşı Anıtkabir’e nakledilmeden önce nerede bekletilmiştir?
a)İstanbul Arkeoloji Müzesi b) İstanbul Dolmabahça Sarayı
c)Ankara Etnografya Müzesi d) İstanbul Fatih Camii
Üniversite mezunu bankacımızın verdiği yanıt (a) şıkkı oldu…
-”Yuh yani” dedim…
Hicri takvimi bileme… Etnografya müzesini bileme. Bu bilgileri daha ilkokulda öğretiyorlar. Hadi orda öğrenmediysen ortaokulda, orda da öğrenmediysen lisede tekrar tekrar aynı konular öğretiliyor. Birinde öğrenir insan…”

Neyse!
Yarışmaya devam edelim…
Sıra 20 yıl boyunca bu üniversite mezunu bankacı hanım gibi yüzlerce çocuk eğiten emekli öğretmenimize geldi…
Bu soruyu bilemezse elenecek…
-Kuzey batıdan esen soğuk rüzgar aşağıdakilerden hangisidir?
a)Poyraz b)Yıldız c)Lodos d)Karayel
Klasik bir ortaokul, lise sorusu değil mi?
Öğretmenimizin cevabını söyleyeyim:
a) “Poyraz
Bu cevapla birlikte üniversite mezunu bankacımıza olan kızgınlığım uçup gitti… Onun neden “eğitimli cahil” kaldığını az-çok anladım çünkü…

Finale kalan yarışmacı ilkokul mezunu Hüseyin Fidan oldu…
Ödül 125 bin YTL, soru şu;
-”Ay ışığı senfonisini kim bestelemiştir?
a)Bach b)Beethoven c)Mozart d)Chopin
Hüseyin terliyor;
-”Hayatımda hiç klasik müzik dinlemedim

Bu noktada Ahmet Çakar, bir arkadaşından dinlediği ay ışığı senfonisinin hikayesini anlatıyor. “X” bestecinin bunu kör bir kızın piyano çalışını görünce onun için yaptığını aktarıyor… (Çakar’ın bu anlattığı bilgi yanlıştı, onu belirteyim)
Hüseyin, kızın hikayesini duyunca
-”Ben bunu ansiklopedide okudum… Kız kör değil, kızamıktı… Hatta çilleri vardı. O kişi de Beethoven’dı” yanıtını verdi…
Ahmet Çakar;
-”İyi o zaman söyle; Beethoven de… Ya da sana 20 bin YTL vereyim 125 bin YTL’den vazgeç, bu parayı al git…”
-”Diyemem, o biliyorum; Beethoven… Ama omuzumda öyle bir yük var ki diyemem…

Hüseyin o yükün altında ezildi, riske girip Beethoven diyemedi.
125 bin YTL yerine 20 bin YTL’yi aldı, yarıştan çekildi.
Doğru şık ; Elbetteki Beethoven’dı…
Hüseyin’in tepkisi mi?
-”125 bin YTL’yi kaybetsem de okuduğum kitabın hakkını verdim ya!
Aldıkları onca eğitimin hakkını vermeyenleri düşününce…
Ben orda bittim…

Yazar: Hacer ALKAN hacer@internethaber.com

Sagopa Kajmer - Geçmişi gölgeye teslim ettim

Пятница, декабря 7, 2007

Yapılan her savaşta bir çıkar ve de imzalanan her barışta bir zarar var biz, varımızı ortaya koysak yoğumuzla utanırız. Elimizdekini cebimize tıksak, “tırsak kısrak savaşa havlu attı” der ve sırıtırlar. Dalga bu devrin baş motivesi. Ne kadar güler ise düşman o kadar ağlatır seni, kendini geçmişteki geri adımlarından kurtar, ışık ileride parlar ve yamyamlar var burası dar. Her an önünde yar, Tanrılar sözlüğünde buna sınama denir, sınavın elbet sonu gelir, notuna göre bedelini öderiz bu geçmişin bu kesin. Zaten inancımız olmasa var olmanın anlamı anlamsızlıktan başka bir anlama gelir miydi? Ve bu zamanlama, kaderimizin yanlışı ya da doğrusu, olgusu yoktur, kukla duygusu, askıya alınan o insan bulgusu, tekrar edilen o geçmiş döngüsü, karasis örtüsü; gölgelerin emaneti sen misin? Karanlıklar çöktüğünde gömülesi bedelin ve eskide kalan soğuk iklimlerin. Dostuna attığın tekmenin ya da hiçe saydığın ilahi adaletin bir sonucu olmalı bu da kesin, sen teksin takibinde geçmişin!…

Geçmişi gölgeye teslim ettim ve şimdi gölgeler takibimde,ardımda bir yığın manzara.
Sorgusu başladı yarının ufukta gün batmakta, her gelişin bir gidişi meçhuşle farz arz ederim sorgumu kesin. Gün dönümünde sıradaki gelsin gölgemi karanlığa teslim edin.

Anlam veremediğim bir yığın manzara peşimize takılmış ve cereyan eden çıkar savaşları kalbimizi yerinden çıkarmış ya barış?… Minik ellerinizle yakaladığınız o büyük kelebekleri öldürebilirsiniz. Herşey cüsse değil yeterki küstürmeyin çocuğu, öldürmeyin kendinizi, yok oluşu simgeler umut katliamı, yarın bir kapıdır ve sen uykudan o kapıdan geçmek için uyanırsın. İnsanların icadı kukla medeniyetinde herkesin bağlı olduğu bir ipi var, ipi tutan Tanrılar akıbetini sorgular, bulgular yargılar bir oyun gibidir adı yaşamaktır, ölümse oyunun sonudur. Her nedense oyunun sonu yok gibidir, bir gider biri gelir. Ve birini eler, siler kendini oyunun listesinden, simgelerde saklanır gidişinin nedeni ve her geçmiş gölgelere emanet edilir, gelecek sansüre maruz kalmış,belirsizdir. Bu nedenle seni takibe alan gölgelerdir. Sen yürüdükçe seni sorgular ve bir gün güneş batar. Geçmişi gölgeye teslim ettim ve şimdi gölgeler takibimde,ardımda bir yığın manzara, sorgusu başladı.

 
icon for podpress  Sagopa Kajmer - Geçmişi gölgeye teslim ettim [4:52m]: Play Now | Play in Popup

Gel

Среда, декабря 5, 2007

Gene gel, gene.
Ne olursan ol, ister kafir ol,
İster ateşe tap, ister puta,
İster yüz kere tövbe etmiş ol,
İster yüz kere bozmuş ol tövbeni…
Umutsuzluk kapısı değil bu kapı,
Nasılsan,
Öyle gel…

Mevlana

Pink - Dear Mr. President

Вторник, декабря 4, 2007

Скажу честно, никогда не думал, что Пинк поет такие песни, нашел там же, на Ефе.нет. Трогает..

Для слов жмите дальше. (more…)

 
icon for podpress  Pink - Dear Mr President: Play Now | Play in Popup

Engellilere kesinlikle acımayınız.

Понедельник, декабря 3, 2007

Engellilere kesinlikle acımayınız.

Sizi belki şaşırtabilir ama gerçek bu…

Eğer onlar için illa bir şey yapmak istiyorsanız öncelikle bu noktaya dikkat etmeniz gerekiyor.

Kelimeye dikkatinizi çekerim. Acımasız olun demiyoruz, kesinlikle acımayın diyoruz.

Nedeni gayet basit; Engellerin en nefret ettiği konuların başında, onlara acınması geliyor. Acınası gözlerle kendilerine bakılması onları çileden çıkarıyor, kahrediyor, acılarını sürekli tazeliyor.

Kendilerine zavallı insan muamelesi yapılması, üstelik söz ve davranışlarla bunun hissettirilmesi onları kahrediyor ve derinden yaralıyor. Engellilere acımayın derken anlatmak istediğimiz konu bu.

3 Aralık, Dünya Özürlüler Günü. (more…)

Maskeli Balo - Sagopa Kajmer

Пятница, ноября 30, 2007

Nesine göre ki kiymetin degeri, yüregin çömelir egilir boynun, degeri biçilir kenara atilir, kiymetin de çikari varsa çikari yerinde dilenir, her duada tanri bin azarladi, ve bendim her nazarda pay kapandim zarlarim düsesti, esti madem bu matem bedeldi tanri her dem, bu deprem çökertti onca yonca bunca yikici darbe harbe motive etti gözümün önüne serdi derdi ferdi çikarin alevi sardi vardi her temelde tek emel. Yalanci dostu aldi karayel ardina ve herkes maske takmis, surati sarkmis, yüzünü asmis, kaç kurtul balonun kahramani seytan, bulamacin içindeki tüm rhymelar isyanda. Ve degerin degeri kalmamis, ve her yarista çikarin adimi önde, adimi koyarim, adimi saklarim derinde. Adimiz hangi kelime, anamiz nerede hangi cehennemde yaniyor? Yanimiz hep mi bostu? Kanimiz kardes de oldu neyse.

Yanima aldim kendimi ve yürüdüm ince çizgisinde yolumun ortalikta görünen herkesin adi yabanci, herkes kendi maskesiyle dolasir oldu yanibasimda, tanimaz oldum yüzleri ve keskelerle avunur oldum. Düslerimde gördügüm yüzüm benim mi? düsünür oldum, onca maske gözümün içine bakiyor sorgularcasina, ve burasi hep yabanci, hep yalanci doldu, çikmak istiyorum artik disari, birakin gideyim kendimi alip.

Yanima aldim kendimi ve yürüdüm ince çizgisinde yolumun ortalikta görünen herkesin adi yabanci, herkes kendi maskesiyle dolasir oldu yanibasimda,tanimaz oldum yüzleri ve keskelerle avunur oldum. Düslerimde gördügüm yüzüm benim mi? düsünür oldum, onca maske gözümün içine bakiyor sorgularcasina, ve burasi hep yabanci, hep yalanci doldu, çikmak istiyorum artik disari, birakin gideyim kendimi alip.

Yaratan beni dünya arenasina soktugunda tektim, her nefesi soludugumda hep Yektim bu ücralarda ben benimi kaybettim, ve düsman kelimesinin anlamini arkadas sifatini tasiyanlardan ögrendim. Insan, insanligin hocasi durumunda eli masali. Hergün baska derslerde karsimda bambaska bir hoca abide, her sinavda farkli notlar almanin piskolojisine adim attigimda sanirim ilk okuldaydim, yani çocuktum, yola çikmis yeni yolcuydum, ben bu yolda çok mola verdim, muhabbete daldim, yolumu uzattim. Çok sima tanidim, ima aldim yüzleri aklima kazidim, adi anildiginda iste dostum dedim, adim anildiginda tanimam dedi takti maskesini yüzünü çevirdi ve sildi kalici tüm izleri, geri getiremedi zaman eskide kalan ani defterimi, her sayfada düstü maskesi. Simdilerde gözümün içine bakan herkes çikar pesinde takma ifadeler ardina gizlenmis tüm fesatlar, hesaplar egoist sevgilerinde sakli rüyalarinin sayilarini maskelerde gizlenmis tüm yüz hatlari. Bir zaman selamladi bu adami ve adimi unutmadi.

Yanima aldim kendimi ve yürüdüm ince çizgisinde yolumun ortalikta görünen herkesin adi yabanci, herkes kendi maskesiyle dolasir oldu yanibasimda, tanimaz oldum yüzleri ve keskelerle avunur oldum. Düslerimde gördügüm yüzüm benim mi? düsünür oldum, onca maske gözümün içine bakiyor sorgularcasina, ve burasi hep yabanci, hep yalanci doldu, çikmak istiyorum artik disari, birakin gideyim kendimi alip.

Yanima aldim kendimi ve yürüdüm ince çizgisinde yolumun ortalikta görünen herkesin adi yabanci, herkes kendi maskesiyle dolasir oldu yanibasimda, tanimaz oldum yüzleri ve keskelerle avunur oldum. Düslerimde gördügüm yüzüm benim mi? düsünür oldum, onca maske gözümün içine bakiyor sorgularcasina, ve burasi hep yabanci, hep yalanci doldu, çikmak istiyorum artik disari, birakin gideyim kendimi alip.

 
icon for podpress  Maskeli Balo: Play Now | Play in Popup

Hayal

Среда, ноября 28, 2007

- .. Benim bir hayalim var!
- Hayalin ne?
- Bir hayalimin olması .. (c)


AIMP.ru
Firefox 2